Oh Ne Güzel Tabi Yurt Dışındasın..

Merhabalar,

Küçük bir aradan sonra yeni yazıyla karşınızdayız 🙂 Bu yazının konusu: yurtdışına taşınma sürecinin balayı aşamasını yavaş yavaş bitirmekte olup; gerçeklere giriş 101 e hazırlanan Zümra’nın acı,tatlı anıları. Amaç; yurtdışına taşınmanın sanıldığı kadar toz pembe ya da çekinildiği kadar ürkütücü olmadığını  kısa süreli deneyimlere dayanarak anlatmaya çalışmak.

Tuhaf ve önyargı doğrulayanlar

Vol1 Şimdi burada kış mevsimi bildiğiniz gibi. (Ve evet deniz kenarından atılan güneşli fotoğrafları gördükçe iç geçiriyorum.Neyse bu başka bi konu :D) Zaten hep aşırı üşüyen bir insanım, bu özelliğimle bifiil 8 aydır sonbahar-kış yaşama durumu birleşmesi benim bünyemi alarma geçirdi ve bünyem ben istemesem de kendini kutup moduna aldı. Marul gibi kat kat giyiniyorum bere atkı allah ne verdiyse kendimi sarıp dışarıya öyle çıkıyorum ( kesinlikle öyle bir soğuk yok ama 🙂 ) Neyse bir gün yine sarınıp sarmalandım dışarı çıkmak üzere asansöre bindim aşağı katlarda asansör başka biri tarafından çağrıldığı için durdu, yaşlı bir kadın tam binecekken beni gördü “tövbe bismillah” ın ingilizcesi olan  “oh my god” dedi dehşetengiz gözlerle 😀 Tabi kadın naapsın oturduğu rezidansta görmemiş ki böyle  esmer, siyah montlu kafasında bereyle birini. Ne diyeceğimi şaşırdım sadece gülümsedim ve üzgünüm dedim. Bu mini olayla asansörün aşağı ne kadar yavaş indiğini ve “alien” olduğumun şiddetle farkedildiğini de  keşfetmiş oldum.

Vol2  Dil için kursa gitmeye inanmadığımdan diğer tüm yolları deniyorum. Çeşitli meetup’lar, gönüllülük, workshoplar … gibi. Yaklaşık bir ay kadar da “World Press” fotoğraf sergisinde gönüllük yapma fırsatı buldum çok değil aslında haftada 12 saat falan. Shift mantığıyla her shifte ikişer gönüllü koymuşlar. İlk haftanın ilk günü benim yanımda olması gereken diğer gönüllü olmadığı için tek başıma kaldım keza ikinci gün de durum değişmedi. İkinci gün shiftin son saatlerinde 60 yaşlarında bir adam geldi takım elbiseli kravatlı, bana birşeyler soruyor  ama aksanından dolayı adamı anlamıyorum. Tekrar eder misiniz diye soruyorum önce bir derin nefes alıyor sonra daha önce söylediğinin aynısını aynı hızla söylüyor. Ben de aradan yakaladığım bir iki kelimeyle adamı Rotary klubünden( bu kulübün gönüllüsü olarak çalışıyordum) gelen sorumlu/süpervizör sanıyorum ve ona göre cevaplar vermeye başlıyorum. Adam cevapların alakasız olduğunu farkedip, daha bi huzursuz şekilde nefes alıp sorusunu yine aynı şekilde ve aynı hızda tekrar ediyor. Be adam, anlamamın sebebi sence ingilizceyi ikinci dil olarak öğrenmem ve fluent olmamam olabilir mi, neden ısrarla aynı şeyi yapıyorsun. Neyse 2 dakika geçmeden adamın bir sonraki shift için gelen diğer gönüllü olduğunu anlıyorum, shift değişimi yapıyoruz ve yine de anlamadığım için ben özür dileyip uzaklaşıyorum. Sonra, ben bu insanları hiç anlayamayacağım diye kendimi yiyerek günün kalanını bitiriyorum.

Ara not: Auckland çok göç almış / alan, her milletten insanın olduğu bir kent ve oldukça da hoşgörülü. Yanlış izlenim vermek istemiyorum. (Aşağıdaki diğer örneklerle ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.) Maksadım bu mini örneklerle; şehir ne kadar hoşgörülü olsa da “alien” olduğunuzda ufak tefek sıkıntılar yaşamanın kaçınılmaz olduğunu anlatmak.

Önyargı Kırıp, Umut Verenler 

Vol1 Yine gönüllülük yaptığım esnada karşılaştığım bir insandan bahsedeceğim; bu sefer kelimesi kelimesine ne dediği anlaşılan ve hoşgörü ve iyi enerji konusunda Nirvana’ya ulaşmış Helen adında dünya tatlısı 60 yaşlarında bir kadın.  Yine yalnız olacağımı düşündüğüm bir shiftte Helen geldi baya sabahın 9 buçuğunda mükemmel bir enerji saçarak ben diğer gönüllüyüm bana da yer var mı diye sordu? Hemen yanımdaki sandalyeyi hazırladım. Gelen giden ziyaretçileri ikimiz karşıladık ve soruları ikimiz cevapladık bana yabancı olduğumu hissettirmedi yani yukarıdaki dayı gibi. Ziyaretçi sıklığının az olduğu sürelerde de muhabbet ettik yarım yamalak ingilizcemle (en az sizin kadar kötü ve iyiyim ingilizce konusunda 🙂 ) İstanbul’dan, feminizmden, Body World sergisinden,  benim mevcut durumumdan konuştuk. Helen’e önceki örneklerden bahsedip entegre olmanın, iş hayatına katılmanın çok da kolay olmayacağını söyledim olağan endişelerimle. Önce bana bu tip insanların her yerde karşıma çıkacağını ve çok takılmamam gerektiğini çünkü onları ne yaparsak yapalım değiştiremeyeceğimizden bahsetti. Sonra, bana normalde İngiltere’nin iyi üniversitelerinden birinde (adını hatırlayamadım şimdi) sağlık üzerine bir bölüm okuduğunu ancak  yeni bir hayat kurmak içi geldiği Auckland’da mesleğini yapması için tekrar aynı bölümü okuması gerektiğinden, mesleğini bırakıp farklı alanlara yönelmiş ve şuan sevdiği bir mesleği olduğundan bahsetti. Yani Helen bana korkma meslek dediğin şey değişebilir bir şey, dilde fluent olana kadar yapabileceğin işleri yap sonra yine koy şapkanı önüne düşün tekrar bu konuda diyordu. Bir de “haters gonna hate” boşver takılma diyordu 🙂

Vol2 Biraz derleme olacak.

Dilinizdeki gelişmeyi kendi kendinize farketmeniz biraz zor oluyor hele ki benim gibi kendini baltalamaya eğilimli biriyseniz. Ama gelişiminiz bir şekilde farkediliyor. Meetupa ilk katılışımda ülkeyle ilgili söylemek istediklerimi çok basit kelimeler kullanıp aktarmıştım Türkiye’yi soran Çin’lilerden birine. Sonra aradan 2 ay geçtikten sonra aynı kişiyle tekrar karşılaştık meetup’ta, bu sefer farklı konular üzerine konuştuk. Grup değişimi yaparken Çin’linin  “dilini geliştirmişsin, geçen sefer anlatmak istediğin şeyleri anlatamadığın için üzüldüğünü hatırlıyorum” demesi sizi  motive ediyor mesela.

Sonra, yabancı olduğunuzda diğer yabancı insanlarla arkadaşlık kurmak daha kolay oluyor. Katıldığım Ingilizce sınıflarından birinde (kimsenin birbiriyle alakası yokken) hadi whatsapp grubu kuralım kurs bitince kahve içeriz dediğimde herkesin gruba beni de eklesene ben gelirim demesi. Çünkü çoğu benimle aynı durumda ya da benim şuan bulunduğum yollardan geçmiş olduğundan ortak nokta bulmak zor olmuyor. Şimdiden Brezilyalı, Rus, Uruguaylı, Koreli, Çinli arkadaşlarım var ve zaman bulduğumuzda kahve için toplanıp konuşuyoruz. Hatta sosyal girişimde bulunup, bu arkadaşlarıma “bilgi alışverişi” ( dedikodu değil baya nasıl iş bulunur, agile nedir, excel nasıl kullanılır vb) temalı toplanalım diye önerdim. Düzen kurabilirsek burada da paylaşacağım o toplantıları.

Yine sonra, farklı meetup’ta (R Ladies) tanıştığım Hint bir kadınla konuşurken “ben de senin gibiydim. 3-4 yıllık analistlik deneyimiyle kalktım buraya geldim. Bir süre boyunca yanıt olarak red almaya alış, sonunda iş bulacaksın ben girdim işe, bak çalışıyorum” diyor. Söyledikleri beni düşük moddan tekrar normal moda getiriyor 🙂

Yani özetle, tatsız deneyimler olmasına rağmen motivasyonunuzu yukarılarda tutmanıza yarayan da bir çok şey duyuyor, görüyor, yaşıyorsunuz.

Büyük Haber : Yeni Zelanda sektörü ve sizin için küçük ama benim için büyük bir haber olarak;  daha önceki yazılarda bahsettiğim turist vizesini atıp, Ömür’ün vizesi kadar geçerli olan çalışma vizemi aldım! Sırada zorlu olan kısım var, iş bulmak 🙂

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s