Peki Neler Oldu?

Neler olmadı ki!

Auckland günlükleri serisine başlamadan hemen önce, Ömür’ün iş teklifi alıp bizim gitmeye karar verdiğimiz günden uçağa binene kadarki süreçte yaşananları paylaşmak istiyorum. Dikkat! kan, ter, gözyaşı, sinir krizi ve yer yer de mutluluk içerir.

Ömür’ün başvurusu akabinde görüşmelerin yapılması ve teklifin gelmesi 2 hafta sürdü ve bu süre yurtdışındaki bir işten kabul almak için gayet kısa bir süreydi. Bu gelişmeyle beraber Mart’ın ortasında kesin olarak taşınmaya karar vermiştik. Ama gitmeden önce yapılması gereken o kadar çok şey vardı ki ve buradaki şirket de Mayıs ortasında iş başı istiyordu.

Yapılması gerekenleri kendi içinde ikiye ayırmıştık; Gidebilmek İçin Yapılması Gerekenler ve Gitmeden Önce Yapılması Gerekenler

Birlikte gidebilmemiz için öncelikle evlenmemiz gerekiyordu. Zaten o kararı öncesinde almış Mart’ın sonuna doğru ailelerin bu birlikteliği onaylayacağı günü-nişan gününü- belirlemiştik. Ama Yeni Zelanda, hee nişanlısınız canlarım benim gelebilirsiniz o zaman demiyordu ve bordo belge lazımdı vize başvurusu için. Vizenin sonuçlanması uzun süreceği için de bir an evvel devletin bizim ilişkimizi belgelemesi gerekiyordu.

Biz de ne yaptık nişan daha gerçekleşmemişken nişandan bir hafta sonrasına nikah günü aldık 😀

Çok yakınlarımın bizim durumumuzdan haberi olduğu için nişanla nikah arasında  bir hafta olmasını kimse garipsemedi ancak nikahtan sonra şöyle diyaloglara maruz kaldım.

B.A ( Bir Arkadaş): “Ya Zümracım bir şey soracağım yanlış anlamazsan, hamile falan mısın”

Zümra: Aynen hamile falanım, aileler de hemen nikah istedi 😀   İç ses: Hadi tamam yeter dalga geçtiğin, durumu açıkla.

B.A ( Bir Arkadaş): “Neden hemen evlendiniz heralde bir şeyler oldu aile tarafında”

Zümra:  Benim ailem aslen aşirettir o kadar uzatmamıza izin vermediler.

Neyse biz Nisan’ın başında evlendik. Ama aileleri sade nikahla evliliği kutlamaya ikna edemedik. Düğüne inanmıyoruz biz diye kendimizi parçalasak da olmadı yapamadık. Sonuç olarak Adana ve Antep’te katılmamız gereken nur topu gibi iki adet düğün planlanmıştı. Bir yandan bu duruma isyan ederken bir yandan “gelin” olmam gerektiği için yapılması “gereken”leri yapmakla uğraşıyordum. Çünkü gitmeden önceki niyetimiz kimseyi buruk bırakmadan bu süreci tamamlamaktı ve herkesi en azından %75 oranında memnun etmeyi görev edinmiştim ancak bu durum benim sinirlerimi kulak memesi kıvamına getirmiş, ergenliğime döndürüp “yeter artık, kimse beni anlamıyo kimse beni düşünmüyoğ” diye gezinmeme sebep olmuştu.( Bu konu da daha çok söyleyeceğim var ama belki başka yazıya 🙂 )

Yani biz 1,5 ayda nişanlanmış, nikah ve 2 düğün vasıtasıyla da evlenmiştik. Yapılacaklar listesinde bu maddenin üstünü bi güzel çizdik.

Bu 1,5 ayın içerisinde “Gidebilmek İçin Yapılacaklar”ın arasında  evlenmekten daha önemli  şeyler vardı tabi. Mesela vize başvurusu için gerekli evrakları toplamak ki bu evrakların arasında ilişkimizin 1 haftalık olmayıp (çünkü bordo kağıtta öyle yazıyordu) daha öncesine uzandığına dair kanıtları  yani instagram postları, whatsapp konuşmaları gibi şeyleri belgelemek de bulunuyordu. Sonra daha da önemlisi vize başvurusu yapmak vardı. İkimizin vize tipi farklı olduğu için Ömür’ün başvurusunu online yapmak, benim başvurum için ise Yeni Zelanda’nın Türkiye’de konsolosluğu bulunmadığı için vize evraklarını Dubai’ye göndermek sonra pasaportumun Dubai’den dönmesini beklemek bu sürecin parçalarıydı.

Hiç abartmıyorum, bu yapılması gerekenlerin  içinden bir tanesi bile pürüz olmadan sonlanmadı. Kanırtmak fiilinin anlamını bu süreçte yaşayarak gördük. Neler mi oldu?

  • Benim vize başvuru evraklarımı içeren ve Dubai’ye bir an evvel ulaşsın diye ekspres kargoya verdiğimiz paketin tam bir buçuk hafta boyunca Dubai’deki adresi bulamaması. ( Reklamın kötüsü olur : adını vermek istiyorum UPS )
  • Ömür’ün tecil belgesinde “Yüksek Lisans” ibaresi yer alıyor diye Hint danışman ablamın bu şekilde başvuramazsınız gidin bu tecil belgesini “Yurtdışında Çalışıyor” diye tekrar düzenletip bir daha başvurun diye yanıt dönmesi. ( Kesin gidemicez diye bir buçuk hafta da böyle ağladık. Bu olayın ben çoktan istifa edeceğimi söylemişken olması da sinir katsayısını bir hayli yükseltiyordu )

Bu sorunların üstesinden bir şekilde geldik. Ömür’ün vizesi çıktı. Ama benimki daha ortada yoktu. Biz yine de kendimizi bir tarihe bağlayıp o gün gidecekmiş gibi hazırlık yapmaya başladık. Yani artık “Gitmeden Önce Yapılması Gereken”ler kısmına geçmiştik. Burada kış başlangısına denk geldiğimiz için Mayıs ayında kazakları, bereleri, eldivenleri, botları doldurduk bavula önce, kilo sınırını aşmadan yanımıza alabileceğimiz kıyafetleri ayakkabıları alıp kapattık bavulları.Yeni Zelanda’nın gümrük uygulamaları hakkında okuduğumuz şeylerden dolayı bilgisayar ve telefonlar hariç herhangi bir özel eşya dahi almadık yanımıza. Evin neredeyse tüm eşyalarını esnaflığı ve fırsat kollarlığını takdir ettiğim Spotçu Abi’ye satıp arkadaşlarımıza geçtik ve benim vizemin çıkmasını beklemeye başladık.

Benim vizem bu olayların 2-3 gün sonrasında çıktı. Sorunlar bitti mi sandınız, hayır yanıldınız :

  • Yine farklı bir Hint abla’dan gelen vize başvuruma yanıtın kısa özeti: Canım sizin ilişkiniz bence okey, ben inandım ama Devlet Baba’nın inanması için ikinizin aynı evde yaşadığını, birlikte harcama yaptığınızı kanıtlamanız lazım. Ama seni sevdim; bu kanıtları toplaman için al benden sana “Turist” vizesi hem de dokuz aylık. Akıllı bir kız ol ve Yeni Zelanda’yı evliliğinize inandır.

Hadi Bakalım( Kıps – Hint Ablan)

Yukarıda anlattığım şuanki güncel  durumum. Yani ben burada turist sıfatıyla takılıyorum . Yeterli kanıtı topladıktan sonra tekrar başvurup bana da çalışma vizesini alacağımıza inanıyorum.

Yapılacaklar listesi ve bunları yaparken başımıza gelenler kısaca böyleydi ve kolay bir süreç değildi. Ancak İstanbul’dan, evimizden, arkadaşlarımızdan ve ailelerimizden bir süreliğine uzaklaşmanın yanında o zorlukların pek de esamesi okunmadı. Duyguları anlatmak olayları anlatmaktan daha zor olduğu için onları pas geçiyorum.

Buraya gelmek için harcadığımız tahmini miktara da değinip öyle kapatayım. Vize başvurularına(5-6 ), Uçak Bileti’ne (7), ilk hafta Airbnb ve dışarda takılma (2) şeklinde yaklaşık 14-15.000 TL kadar para harcadık ve buradaki şirket yerleşme konusunda herhangi bir destek sağlamıyordu. Eee borcumuz var diyodun nasıl karşıladınız bu kadar şeyi. Cevap veriyorum: Düğün’den 🙂

Okuduğunuz için çok teşekkürler,

Artık gönül rahatlığıyla Auckland Günlükleri serisine geçebilirim.

IMG-20180503-WA0011

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s