TR vs NZ Is Yasami Karsilastirmasi

Epeydir bu konu uzerinde yazmayi planliyordum ancak yeterli zamani bulamadigim icin bir turlu baslayamiyordum. Ben de aklimdakileri en azindan bir bakista anlatacak bir infografik hazirladim dun. Belki o infografik, yaziyi yazmak icin beni motive eder diye. Ve de sinsi planim ise yaradi. Oturdum, basliyorum yazmaya. Benim gibi erteleme hastaligi olan insanlara tasviyemdir. Neyse, kamu spotu tadında mesajımı da verdigime gore konuya girelim.

Bu karsilastirmayi basliklar halinde yapacagim ancak konuya girmeden, öncelikle size biraz bu karsilastirmalara konu olan; hem Turkiye’de hem de Yeni Zelanda’da calistigim yerler hakkinda biraz bilgi vereyim.

Turkiye’deyken orta ve büyük ölçekli iki farkli e-ticaret sitesinin yazılım geliştirme departmanlarında dört yıl kadar analist olarak çalistim. Yeni Zelanda’da ise Turkiye’deki devlet hastanesine karsilik gelen bir kurumun is zekası(*) departmanında analist ve süreç danismani karisiminda bir rolde çalistim. Aslina bakarsaniz ikisinin tek ortak noktasi odaginin teknoloji olmasi. Onun haricinde, calisan sayısı, sektör, departman vb hepsi farklı. Dolayisiyla size elmayla armutu karsilastiriyormusum gibi gelebilir, simdiden uyarayim.

Is Zekasi(*): Bu alana gonul vermis arkadaslarim bana sinirlenecek ancak, en basit aciklamasiyle is zekasi dedigimiz rapor ureten departmandir.

Konuya girelim oyleyse.

Eger infografige göz gezdirdiyseniz Turkiye’ye agir salladigim iki baslik var : Drama ve Calisana Verilen Deger.

Subjektif diye surekli vurguluyorum ama bu iki konuda cekilenler cok da bireysel sayilmaz acikcasi. Farkli sektorlerdeki sirketlerde calisan bircok tanidigim oldu; devlettir, bankadir, telekomunikasyondur, danismanlik sirketidir vesaire. Sirket/kurum ne is yapıyor olursa olsun ya da ne olcekte olursa olsun, bir araya geldigimizde hepimizin is hakkında ortak sikayetleri: Is yerindeki entrikalar, calisanda yaratilan degersizlik hissi idi.

Hadi, ‘Drama’ ile yani uzerine konusmayi pek sevdigim konuyla baslayalim. Dramayi size soyle aciklayayim: Basite indirgersek is hayatindaki tek sorumlulugumuz is yapmak ve birseyler uretmekken, ofis kendilerinin basrolunde oldugu bir tiyatro oyunuymus gibi davranan insanlarin gosterdigi histerik ve ego merkezli davranislarin hepsi.

Mesela benim analist olarak gorevim gelistirme taleplerini analiz etmek ve daha sonrasinda bu gelistirmelerin surecini takip edip kullaniciya ulasmasini saglamak. Ne kadar sorunsuz bir surecmis gibi geliyor degil mi kulaga. Oyleyse, simdi sizi kronolojik siralama gozetmeksizin dort yillik bir yolculaga cikarayim .

Bireysel olarak, defalarca benimle alakasi hic olmayan entrikalarin ve ego savaslarinin icerisine cekildim. Misal, benden kaynaklanmayan ancak benim savunmak zorunda birakildigim olaylar yuzunden ofisin ortasinda suratima bagirarak kendini hakli cikarmaya calisanlar oldu. Ayni isi yapiyorken, baskasiyla olan ego savasinda bir saf one gecebilmek icin bana benim mudurummus gibi davrananlarla calismak zorunda kaldim. Sadece bir isi tamamlamak adina konumum ne olursa olsun is yaptigim icin odalara cekilip tavsiyeler verildim. Dort yil boyunca; sinir krizi gecirenler mi dersiniz, koltuk/konum sevdasindan sessizce kendince is yapmamaya yemin etmisler mi yoksa birbiriyle duysaniz ‘yok artik’ diyeceginiz sebeplerle davalik olmus insanlar mi.. Hepsine şahit oldu bu gözler, dahası da var ama şimdilik bu kadarını yazayım ki bir drama da ben yaratmayayım.

Dolayisiyla bu goz doldurucu ‘Drama queen’ lik performansindan dolayi Turkiye ofis yasamina puanim 10 uzerinden 8 hatta duzeltiyorum 9. Parantez icinde belirteyim: burada cinsiyetci bir yaklasimim yok olaylarin merkezindeki insanlarin icinde kadinlar da var, erkekler de.

Simdi gelelim Yeni Zelanda’ya. Buraya sallayamiyorum cunku kimsede drama yaratma ihtiyaci yok. Cok belirgin 1 ya da 2 kisi haric ki onlar da benim etkilenecegim sekilde buyuk bir drama yaratmiyorlar. Senelerce pembe dizi tadinda ofislerde calisinca bilinçaltımda şöyle bir inanc gelişmiş dramasız ofis sikicidir. Bu inançtan yola cikip, dur ben burada ufak bir drama yaratayım dedim, kimse yemedi 😀 Herkes kendi derdinde yani, tam da olmasını istediğim gibi. Yeni Zelanda drama konusunda benden yalnizca 2 puan alip; bu konuda sinifta kaliyor. 😀

Artik yillarca her sabah bize ‘Turk’um, dogruyum, caliskanim’ diye and ictirdiklerinden midir nedir bilmiyorum ama caliskan olmak ihtiyaci var bende ve Turkiye’den tanidigim cogu(*) insanda. Dolayisiyla is hayatinda verilen isi bir an once tamamlamak, bilmiyorsan ogrenmeye calismak, isi sonuna kadar takip etmek, yarim yamalak is yapmamak bildigim kadariyla en onemli seyler. Ama gel gor ki burada oyle degil. O yuzden once izninizle Yeni Zelanda’ya sallayacagim bu konuda.

Dandik bir gelistirme icin farkli takimdaki is arkadasima ayni soruyu 10 kere hem yanina gidip hem e-maille sorduktan sonra gecistirilip cevap alamamam ve bu gelistirmeyi yaptirabilmek icin bir ay harcamam. Benim sorumlulugum olmamasi ragmen bir baskasina yardim edecegim diye basladigim bir projenin tamamen bana kalmasi ve ana sorumlu ofisten 4 de cikarken; benim 6 bucuklara kadar bunu cozmeye calismam. ‘E sen de salakmissin diyemiyor musun bu is benim degil diye’ diyeceksiniz ama piskinlik mi desem rahatlik mi desem iste oyle birsey var insanlarda ve o is bi sekilde gelip sizin elinizde kaliveriyor. Gidip mudure de gocmen halinizle ”iiii o is yapmiyor” diyemiyorsunuz. Burada insanlar isin surunmesinden ya da suruncemede kalmasindan rahatsiz olmuyorlar ve bu benim gercekten asiri rahatsiz oldugum birsey. Soyle bir ornek vereyim; uc yil boyunca uzerine calisilan, Turkiye’de olsa 8-9 ayda canliya cikacak bir proje hala canlıya cikmadi mesela ve daha uzun bir sure de cikamayacakmis gibi duruyor.

Diyeceksiniz ki bu problemlerin coguyla Turkiye’de de karsilasiyoruz. Ben de Turkiye, is etigi anlaminda Almanya gibidir demiyorum ve hatta ortalama bir is etigine sahiptir diyorum (6) Ancak buranin kafasini yasarsaniz anlayabilirsiniz diyip ve Yeni Zelanda’ya 4 puan vererek bu konuyu kapatiyorum.

Hepimizin ortak yarasinda sira. Calisana verilen deger yani Turkiye versiyonuyla verilmeyen deger. Hangisini yazsam bilmiyorum basimdan gecenlerin ya da arkadaslarimin/tanidiklarimin basindan gecenlerin. Mobbing magduru arkadaslarim mi desem, sadece kadin olduklari icin haklarinda bunlar ‘kedi savasina’ girerler denilen insanlar mi desem, mesaiye kalmadigi icin yeterince calismadigi iddia edilenler mi desem, mesaiye kalsa dahi birak takdir edilmeyi su isi de acil yapar misin diye ustune surekli is yikilan insanlar mi desem. Listeyi o kadar cok uzatabilirim ki ama daha fazla ekleme yapmayacagim . Burada, insana dolayisiyla calisana verilen degeri anlamaniz icin , iki ulke arasinda calisana olan yaklasimlar arasinda ne denli bir fark oldugunu yasadigim bir ornekle anlatacagim.

Benim insan iletisimiyle ilgili bazi eksikliklerim var ve sahip olduguma inandigim caliskanlik ozelligi bu eksikligi her zaman kompanse etmiyor zira yaptigim is %70 insan iletisimine bagli bir is. Bunun farkindayim ve epeydir kendimi acabilmek ve gelistirmek icin caba sarfediyordum. Ve bu gelisimi gerceklestirebilecegim bi firsat gorup o zamanki mudurumle konustugumda ‘ ya sen baya kotusun o konularda ve bunlar kolay kolay gelismez dolayisiyla o firsati sana sunamayiz’ demisti cat diye. Simdiki mudurumu anlatayim biraz da yine benzer bir durumda bana olan yaklasimini paylasip: ‘ Bak Zumra, herkesin yetenekli ve herkesten daha iyi oldugu konular vardir, mesela sen X ve Y konularinda iyisin ve bence bu iletisim konusunda da gelisime acik yerler var. Ben inaniyorum ki bunlari da gelistireceksin o yuzden kendine zaman tani zira degisim bir gecede gerceklesmez. Bak sana danismanlik firsati sunuyorum, git ve gelistir kendini.

Diyecegim o ki Turk sirketleri calisanini kazanmak adina kilini kipirdatmiyorlar aksine nasil baltalarim diye ugrasiyorlar. O yuzden otur ‘0′. Diyemedim yine de elim varmadi, 4 verip sinifta biraktim. Yeni Zelanda ise gercekten calisanina deger verip; gelismek istiyorsa bu firsati ona sunuyor ve 8′i hakediyor.

Bu basligi genellestirmem haksizlik olur mu diye dusundum ama, Turkiye’den gelip Yeni Zelanda’da calisan ve Teknoloji ve Sistem hakkinda benimle benzer gorusu paylasan arkadaslarim oldugu icin bu konuyu da karsilastirma basliklarina dahil ettim.

Turkiyede calistigim yerlerde kullanilan teknolojiler ve sistemlerle burada kullanılanları karsilastirdigimda Yeni Zelanda Turkiye’nin bir miktar gerisinden geliyor diyebilirim. Tekrar tekrar belirtiyorum sizde yanlis bir izlenim olusmasin diye, benim calismis oldugum yer en nihayetinde devlet dairesi cok da birsey beklememek lazim ancak ozel kuruluslarda calisan arkadaslarimda da – benim kadar olmasa da- ‘ abi bu ne ya, 10 yil oncesinin teknolojisi bu’ izlenimi var.

Calisanlarin cogu teknoloji/sistem trendlerinden haberdar degil. Teknoloji odakli departmanda calisip bana ‘Agile nedir’ diye soran oldu. Ben de yillardir kanimda akan ama pek kullanmadigim klasik Turk firsatcilik ozelligini kullanip; bilmedikleri, ogrenmek icin pek de caba sarfetmedikleri surec yonetimi konularini moduller halinde onlara anlatmaya basladim ve suan baya egitim veriyorum 100 kelime hazneli Ingilizcemle. Yalnızca bu deneyim degil tabi bu izlenimi yaratan, ornegin bana access database’i icin arayüz tasarlar misin denildi. Asagidaki gibi birseyden bahsediyorum gozunuzde canlanmasi icin. Saka mi yapiyorsunuz demek istedim ama diyemedim.

Mesela başka bir arkadaşım Powerpoint degil de Prezi kullanarak sunum yaptıgı icin insanların akılları gitmiş, ‘nasıl ya bu nasıl oradan oraya gidiyor bu slide’lar’ diye 😀 Neyse, yani demem o ki Turkiye (burada özel şirketleri kastediyorum) o kadar da geride değilmiş teknoloji ve sistem güncelliği konusunda.

Etkilesim ve paylasim konusu da Yeni Zelanda’yi sinifta birakacagim bir konu. Nedenlerini soyle anlatayim:

Turkiye’deyken 3-4 kere is değiştirdim genelde her girdiğim iste mutlaka bir iki arkadasim oldu, benim ise adapte olmamı kolaylaştıran. Bunu sadece o sirkette islerin nasil yurudugunu anlatarak degil, beni ogle yemeklerine ya da kahveye davet edip sohbet ederek de gerceklestirdiler. Keza aynisini ben de, takıma benden sonra katilan arkadaslarima yaptim ve kalici arkadasliklar edindim bu sayede.

Burada oyle bir sey ne yazik ki zor bulunuyor. Bireysellik hat safhada ve her koyun kendi bacagindan asilir deyimini is yasami felsefesi belirlemisler. Yukarida bahsettigim herkesin kendi isiyle mesgul olmasi ve baska herhangi birseyle yahut biriyle ilgilenmemesinin negatif etkileri de var yani. Birinin sizi oryante etmesini gectim de mesela sunu bilmiyorum nasil olur ki bu diye soruyorsunuz, aldiginiz cevap ‘aa ben de bilmiyorum ki’ oluyor. E be kardesim yillardir nasil calisiyorsun burada o zaman diyesi geliyor insanin ama diyemiyor. Edindigim izlenim de su, bilgi saklamak icin falan degil bu tavir, ekstra herhangi bir sorumluluk almamak icin daha cok.

Ogle yemegini birlikte yemek ya da beraber birseyler yapmak icin zaten inanılmaz disa donuk bir insan olup insanlari biraraya sizin getirmeniz gerekiyor, yoksa biri size gelip ‘hadi bizimle yemege/kahveye gel’ demiyor. Insanlarin yanyana otururken kulaklik takip tek basina ayni masada yemek yemesi goruntusune katlanamadigim icin de ogle yemeklerimi genellikle hep yalniz basima yedim.

Yani etkilesim ve paylasim acisindan Yeni Zelanda’yi eksik buluyorum. Tabi bunun cok cesitli sebepleri olabilir ama ben bu toplumu henuz o kadar cozebilmis degilim o yuzden izlenimimi bu kadarla kisitlayip daha fazla yorumda bulunmayacagim.

Ana basliklar halinde benim perspektifimden karsilastirmalar boyle iste. Elbette bu tamamiyle benim kendi etik degerlerim/dunyaya bakis acim/is yasamindan beklentilerim dogrultusunda degerlendirmeler. Bunlari cok ciddiye almayin yani, zira Omur de burada bir sirkette calisiyor hem de benden daha uzun suredir ama onun gorusleri benimle ayni degil. Dolayisiyla buraya gelip calisirsaniz, siz de belki onun gibi buranin her anlamda (drama haric) Turkiye’den ileride oldugunu dusunebilirsiniz. Tamamen bireysel gorusler, izlenimler..

Buraya kadar okudugunuz icin tesekkurler! Dramasi az, birbirimizi kosteklemeyip destekleyecegimiz, daha cok paylasimci olacagimiz ve en onemlisi cinsiyet esitligi olan ofis ortamlari dilerim!

2 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. Emre Yıldırım dedi ki:

    Ömür daha içe kapanık biri ondandır. Bende sizin gibi düşünüyorum tam olarak.

    Beğen

  2. Burada calisan bir arkadasim da sizin gibi bana tamamen katildigini soylemisti, aslinda ben de ice kapanik olmama ragmen yine de ofis hayatinda dayanisma/paylasim arayan birisi oldugum icin bana burasi ozellikle bu konularda eksik geldi.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s